30 Eylül 2015 Çarşamba

Hisler Üzerine Bir Yazı


Hayat bazen ne kadar yorucu geçiyor…
Kalbi insanın, iyilikle kötülük arasında savaş veriyor. Anlayışlı olmakla öfkeli olmak arasında gidip geliyor. En sevdiklerin en çok kalbini kırıyor. Kalp kırmaktan öte, canını alıyor sanki. Dünyadaki varlığına son veriyor gibi. Öyle ki ölürken yüzünde miden ekşimiş gibi bir ifade ve biraz da dudak kıvrımlarında kararsızlık… Kırgınlık mı yoksa bir veda gülümseyişi mi emin olamıyorsunuz. Ve aslında hepsidir. Her şey tam da göründüğü gibidir. Hayat çünkü çok da net değildir. Nasıl baktığınıza göre şekil değiştiren bir bukalemun gibidir. Bazen huzurun pastel, bazen tutkunun  kırmızı tonlarındadır. Bazen de rengarenk bir bukalemundur. Hepsi oradadır.
Ve konuşmak o kadar anlamsızdır ki… çünkü anlayacak, anlamak isteyecek kimse yoktur. Herkes kendi haklılığının peşindedir. Sevgiye dair bir ortak yol bulmak imkansızdır. Sadece istekler yerine gelsindir. Kırılıp dökülenler umurlarında bile değildir. Hastalık derecesinde beyinleri gitmiştir bazılarının. O hastaya anlayışlı olmak artık zorlaşmıştır. Çünkü kendinden yeterince kaybetmişsindir zaten ve artık sen anlayışa, sevgiye ihtiyaç duyuyorsundur. Senin korkuların vardır. Senin yalnızlığın. Senin hayatın yük gibi binmiştir üstüne.


Kaçış ararsın ama yoktur. Kabullenme yollarında sızar kalırsın bazen. Bazen umutla, bazen beklemekten ve istemekten vazgeçerek, bazen dua ederek, bazen öyle bazen böyle… sızarsın. Düşünceler barında, bazen kafayı yiyerek, bazen düşünmek istemeyerek bir ironi gibi… sızarsın işte. Bir gün daha dayan dersin. Dayanamazsan yarın, yine bir gün daha … ve öyle öyle sonu gelir nasılsa. Belki aralara güzel şeyler de sığar o günlerin. Hiç bitmesin istersin. Ama öğrenmişsindir ki, her şey bir gün bitecektir. İyisi de kötüsü de geçip gidecektir.  Alınan nefes geri verilecektir. Yerine yenisi gelecektir. Çünkü  budur  yaşam, akıp gider öylece…

05.06.2015

15 Şubat 2015 Pazar

Bir "Puzzle" Hikayesi

Yaklaşık 10 yıl önce almıştım “Spirit of Flight” adlı puzzle’ı. Üniversitedeydim o zamanlar. 2000 parçadan oluştuğundan öğrenci evinde uygun büyüklükte ve kalıcı bir yer bulmak zor olmuştu. En dış kısımlarını yapıp içlere doğru ilerleyememiştim bir türlü. Ve tabi taşınıyordum. O yüzden kutusuna kaldırılıp yıllarca oradan oraya sürüklendi. Güzel ve gizemli puzzle’ım sessizce bekledi kutusunda. Sonra yeniden açıldı, yeniden kaldırıldı...
Yıllar geçti. Hayatımda bu puzzle gibi karmakarışık görünüyordu. Yapılması gereken çok şey vardı ancak bütün çabalarım da bir yandan boşa gidiyordu. Her defasında baştan ve yeni bir yerden başlamam gerekiyordu. Kafamda hiçbir şey netleşmiyordu. Kendine güvensiz bir şekilde belirsizlik denizinde yüzüyordum. İstemediğim bir yolda gidiyordum belki de. İstemediğim bir yol olduğunu anlamam bile yıllarımı almıştı. Başarılı olmakla olmamak arasında bir yerde, istekli olmakla isteksiz olmak arasında gidip geliyordum. Ruhum özgürleşmek istiyordu artık. Onun sakladığım yerden çıkmasına izin vermenin zamanı gelmişti. Defalarca yenilgiler yaşamıştım çünkü. Ve sonunda durdum. Korkarak durdum. Bırakamayarak. Öylece kaldım. Nereye gidebilirdim, ne yapabilirdim bilmiyordum. Acı çekiyordum. Çünkü yeniden harcadığım emekleri hiçe sayıp vazgeçiyordum. Ancak ruh halim daha fazla ilerlememe bir türlü izin vermiyordu. İyi olmak istiyordum ama çok derinlere batmış yüzeye çıkamıyor gibiydim. Bazen nefes aldığımı zannediyordum ve sonra bir an yeniden her şey elimden kayıp gidiyordu. Herkes işlerini yoluna koyar ve başlarına gelen zorlukları sonunda aşarak güzel ve eğlenceli hayatlarını oluşturuyorken ben seyrediyordum. Korkuyordum. Yapamamaktan… bu hayata neden geldiysem onu yaşayamamaktan… yine yanlış yapıyor olmaktan… hiçbir yere ait hissetmiyordum da üstelik. 
Bütün gün evde boş oturuyordum. Sonra yapabileceğim bir şeyler yapmaya karar verdim. Çok basit bir şey de olabilirdi, farketmezdi. Yeniden açtım puzzle’ı. Günlerce, yerlerde sürünerek, diz-bel-sırt-boyun-omuz ağrısı çekerek, her bir parçayı tek tek elden geçirerek, onları tekrar tekrar gruplandırıp etiketleyerek ve her an süpürülüp ya da başka bir şekilde bir parçasının kaybolmasından korkarak, şimdi kaybolmasa bile  bütün bu yıllarda herhangi bir kayıp olmamış olmasını umarak devam ettim. 


Benim için anlam taşıyordu,  çünkü sanki bu puzzle biterse benim de işlerim yoluna girecekti. Resimde kendi hayatımı görüyordum. Bir tarafta fırtınalı dalgalar, uçan balıklar vardı. Karanlık bir tarafıydı puzzle’ın. Ancak arkasında kalıyordu kızın. Başında turuncu köpükler ve onun üzerinde güçlü duran büyük bir kuş vardı. Belki kartal. Kızın saçları da çeşitli kuşların rengarenk tüylerinden oluşuyordu. Vücudunu ise rengarenk uçan dalgalar örtüyordu. Ve kelebekler vardı boy boy, renk renk. Aralara gizlenmiş 3 küçük peri vardı. Her bir parçasını bulduğumda içimde tatlı bir zafer oluşuyordu. Ve yapraklar… büyük, küçük, minnacık, ton ton ve bir sürü yaprak… Mavi-turkuaz kız başı dik ve ileri doğru yönelmişti. Gözleri huzurla kapalıydı. Dudaklarında bir özgüven… Ve bu güçlü ve özgür kızın önünde de beyaz, kahverengi ve mavi kuşlar uçuyordu ileri doğru. Rehberlik edercesine... 

Resmin bütününe bakınca da karanlık zamanların yaşanıp, aşılıp, sonunda da geride bırakıldığı görüyordum. Solan yapraklar dökülüp yerini yenilerine bırakıyordu. Güzel günler gelmişti ve daha da aydınlığa doğru gidiyordu. Ve son olarak iyi ya da kötü, zor, acı verici ya da ferah farketmeden her anı büyülü ve keyifliydi.

















Sonunda bitirdim. Merak ettiniz mi? Hayır, hiçbir parça kaybolmamış! Hayatım mı? İşler henüz yoluna girmiş değil. Öyle olacağına inanıyorum. Ve öyle olduğunda da duvarda güzel ve asil bir şekilde asılı duran puzzle’ıma bakıp diyeceğim ki; hayatımın her parçasından keyif aldım! Ve sonra gülümseyeceğim…


video